Şiddetin Gölgesinde Kaybolan Gelecek
Bir ülke düşünün… Sabah evinden çıkan bir çocuk, akşam sağ salim dönüp dönemeyeceği bilinmeden uğurlanıyor. Bir öğretmen, sınıfa bilgi taşımak için değil, hayatta kalma kaygısıyla adım atıyor. Ve biz buna alışıyoruz. İşte en büyük tehlike de burada başlıyor: Alışmak…
Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta birer gün arayla yaşanan saldırılar, artık “üzücü olaylar” başlığıyla geçiştirilecek türden değildir. Bu olaylar, bir ülkenin içten içe çürüdüğünün, gençliğin sahipsiz bırakıldığının, eğitimin ve toplumsal yapının göz göre göre çökertildiğinin açık göstergesidir.
Bugün toprağa verdiğimiz sadece çocuklarımız değil. Onların hayalleri, umutları, geleceğe dair kurdukları tüm planlar da bu karanlıkla birlikte yok oluyor. Peki bu karanlığı kim büyüttü?
Yıllardır bu ülkeyi yönetenler, her fırsatta “gelecek gençlerindir” dedi. Ama o geleceği inşa etmek yerine, gençleri umutsuzluğa, öfkeye ve çaresizliğe sürükleyen bir düzen kurdu. Eğitim sistemi defalarca değiştirildi, her gelen bakan kendi izini bırakmaya çalıştı ama ortaya bir sistem değil, bir karmaşa çıktı. Öğretmenler değersizleştirildi, öğrenciler ise sınavların, baskının ve belirsizliğin arasında sıkıştı.
Bugün bir gencin elinde kitap olması gerekirken, öfke var. Bir öğretmenin en büyük derdi öğrencisine daha iyi nasıl anlatırım olmalıydı; şimdi ise can güvenliği.
Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır yapılan yanlışların, görmezden gelinen sorunların ve toplumun sinir uçlarıyla oynayan politikaların sonucudur.
Şiddet bir sonuçtur. Ama bu sonucun arkasında yılların ihmali, adaletsizliği ve sorumsuzluğu vardır.
Okullarda güvenlik zafiyeti had safhada. Rehberlik sistemleri yetersiz. Gençlerin psikolojik sorunları görmezden geliniyor. Aileler ekonomik baskı altında eziliyor. Sokakta şiddet normalleşmiş durumda. Sosyal medyada nefret dili her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Tüm bunların ortasında büyüyen bir nesilden sağduyu, sabır ve umut beklemek gerçekçi mi?
Asıl tehlike, bu yaşananların ardından yine birkaç gün konuşulup unutulmasıdır. Çünkü unutmak, bu düzenin en büyük koruyucusudur.
Bugün sorumluluk almak yerine, suçu sağa sola atanlar, aslında gerçeği örtmeye çalışıyor. Oysa gerçek çok net: Bu ülkede gençlik sahipsiz bırakılmıştır. Eğitim politikaları çökmüştür. Toplumsal yapı derin bir yara almıştır.
Ve evet, bu bir kader değildir.
Bu, açık ve net bir yönetim zaafıdır.
Bu ülkenin çocukları korkuyla büyümeyi hak etmiyor. Öğretmenler, mesleklerini icra ederken ölüm korkusu yaşamamalı. Gençler, geleceğe umutla bakabilmeli.
Ama bunun için önce gerçeği kabul etmek gerekiyor. Sorumluluktan kaçmadan, hataları örtmeden, cesurca yüzleşmek gerekiyor.
Aksi halde bugün yaşananlar yarın daha ağır şekilde karşımıza çıkacak.
Ve o gün geldiğinde, kaybettiklerimizi geri getirmek mümkün olmayacak.
Artık susmak, görmezden gelmek ya da “geçer” demek bir seçenek değil. Çünkü her sessizlik, yeni bir acının habercisidir.
Bu karanlığı dağıtmanın tek yolu, hesap sormak ve değiştirmektir.
Yoksa bu düzen, daha çok can yakar.
Aykut Soydemir
Genel Yayın Yönetmeni




Benzer Haberler
Şiddetin Gölgesinde Kaybolan Gelecek
KALDIRIMLAR KİMİN? GÖRMEZDEN GELENLERE AÇIK SORU!
YORULAN SADECE TAKIM MI, YOKSA SABIR MI?
SUÇLU VATANDAŞ MI, YOKSA BU DÜZEN Mİ?
Kim Bu? Tabii ki Serhat Türkel
Siyaset Makam Merdiveni Değildir Sayın Çıkla
İlkadım’da Cevap Bekleyen Sorular
Samsun’da Yönetici Olup Trabzon’a Gönül Vermek!